• Mahmut Uzun

Geleceğin Öğrenme Ortamları

En son güncellendiği tarih: 30 Ağu 2019

Stephan C. Ehrmann

The Future of Learning Space: Breaking out of the Box

(Öğrenme Alanının Geleceği: Sınırların Dışına Çıkmak)


Birçok insan için yüksek öğretimin kamusal imajı, akademisyenlerin öğrencileri dikkatle dinlediği, onlarla konuştuğu ve onlar hakkında notlar aldığı sınıflardır. Öğrencilerin iyi bir dereceye doğru ilerlemeleri, bu tarz sınıflarda harcadıkları zamanla ölçülür. Bir lisenin veya üniversitenin günlük meşgalesi, genel olarak zil çaldığında bir sonraki ders için öğrenciler ve akademisyenler tarafından doldurulan sınıfların mevcut müfredatları tarafından belirlenmektedir. Bununla birlikte, çoğu eğitimci, giderek artan bir şekilde bu sınıfların öğrenme ortamları olmak için büyük ölçüde yetersiz kaldığını ve artık bu tarz dersliklerin inşa edilmemeleri gerektiğini savunmaktadır. Peki, ama bu dersliklerin yerlerini ne almalıdır? Öğrenme alanlarının geleceği hususunda düşünürken aslında geleneksel sınıfların neden yetersiz olduklarını ve neden değişime ihtiyaç duyduklarını, bu gelenekselliği ortadan kaldıran bazı fikirleri ve planlama ekibinin taklitçilikten ziyade öncü olabilecek yenilikçi fikirler geliştirip bunlarla ilgilenebilecekleri bazı tavsiye alanları açıklamaya çalıştık.


Sınıfı Değiştirmek

Eğitim üzerindeki araştırmalar mezunların neyi yapamadıkları, anlayamadıkları ve yanlış anladıklarıyla ilgili hayal kırıklıkları ile doludur. Pek çok lise öğrencisi kendilerine öğretilenlerin çoğunu uygulamakta yetersiz kalmaktadırlar. Sorunun bir kısmı, bu öğrencilerin eğitim aldıkları sınıflar olabilir: bu tür alanlar, araştırmada önerilen daha derin ve daha anlamlı öğretim yöntemlerinin uygulanmasını zorlaştırırken, “sunum yöntemini” yani öğretmenin ağzından çıkan bilginin doğruca öğrencinin beynine iletildiği yöntem ile öğretimi çok kolaylaştırır.

Yazarlara göre öğrenme, bireyin hem biyolojisi hem de ekolojisi ile düzenlenir: “Öğrenme, gelişim üretir”. Sınıf bu ekolojinin kritik ve maliyetli bir bileşeni olmuştur. 30 yıl kadar önce, Edgar Dale etkilerine göre farklı öğrenme modelleri içeren Deneyim Konisi adını verdiği bir tanım yapmıştı. (bkz. Şekil 1)

· Okuma

· Dinleme

· Resimleri inceleme

· Film izleme

· Sergiye gitme

· Ön modele bakma

· Yapılmış halini görme

· Tartışmada yer alma

· Konuşma yapma


Pasif (Edilgen)

Aktif (Etken)


· Gerçek yaşam deneyimini canlandırmak

· Gerçek bir şeyi yapmak


Üst kısımdaki etkinlikler kötü, alt kısımdaki etkinlikler ise iyi olarak kabul edilmektedir. Daha yakın zamanlarda, otantik öğrenme, öğretmen hazırlık tartışmalarında önemli bir konu olmuştur ve gelecekteki öğretmenlerin “eğitim merkezli sınıflarında öğrenci merkezli, yapılandırmacı, derinlikli ve genişlik yaklaşımlarını kullanmaları istenmektedir. ‘’Benim yaptığımı yapmayın, ama söylediklerimi yapın’’ yaklaşımının uzun bir dönemden sonra etkisini yitirmeye başladığı görülmektedir.

Bu nedenle, geleceğin sınıflarının bir kısmı için ilk gereksinim, öğrenciler yapmayı öğrendikleri şeyi yaparken, koçluk ve bilgiyle öğrencileri desteklemeleri yani onlara rehberlik etmeleridir. Öğrenciler, en çok disiplinin temel süreçleri ve araçları etrafında öğretim / öğrenme etkinlikleri düzenlendiğinde bir disiplindeki anlamı öğrenebilirler. Bugün bu daha çok sanatta ve bazen de meslekte görülmektedir. Örneğin, bazı mühendislik okulları, birinci sınıf ve son sınıf öğrencilerine giderek daha zorlu mühendislik görevlerini yerine getirme konusunda rehberlik etmektedir.

Kurumların öğrenmeyi teşvik edebileceği ikinci bir yol da bağlamla ilgilidir. İki aceminin Fransızca öğrendiklerini düşünün. Bir tanesi boş bir odada oturup Fransızca kelimelerden oluşan bir ses dinliyor ve sonra duyduklarını tekrar ediyor. Diğeri Fransa’da yaşıyor ve Fransızlar birbirleriyle konuştukça onların mimiklerine ve vurgularına bakıyor. Fransızca Fransa’da çok daha hızlı ve rastgele konuşulmasına rağmen öğrenci durumsal ipuçlarına bakarak ne söylendiğini yorumlayıp anlayabilecektir. Bu Yerleşik Öğrenmedir. Yerleşik Öğrenme öğrencilerin sadece kendilerine öğretilen şeyleri – öğrenme gerçekleşmiş olsun veya olmasın - hangi koşullar altında uygulayacaklarını öğrendiklerinden değil, pek çok nedenden dolayı önemlidir;

Bir öğrenme alanı için üçüncü önemli özellik, hem uzmanlarla hem de akranlarla çeşitli düzeylerde etkileşime girebilme yeteneğidir. Lisans eğitiminde iyi uygulama yapan yedi araştırma temelli ilkenin en az dördünün (fakülte-öğrenci teması, öğrenci-öğrenci işbirliği, hızlı geri bildirim ve yüksek beklentileri iletme) kişiler arası etkileşim ile ilgisi yoktur.

Dördüncü özellik ise ‘konum, konum, konum’! Yani öğrenme ortamı. Akademik öğrenme nerede olacak? Biz bu araştırmada öğrencilerle eğitmenlerin etkileşimde bulundukları binalara ya da alanlara odaklanıyoruz çünkü pek çok akademik kurumun günlük programını şekillendirdiklerinden dolayı bu binalar ya da ortamlar inşa etmesi, yenilemesi ve korunması pahalı olan alanlardır. Ama pek tabii ki öğrenmenin çoğu bu alanların dışında gerçekleşmektedir. Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümündeki bir lisans tasarım kursunda öğrencilerin, dönem boyunca zamanlarını nasıl geçirdiklerini gösteren bir MIT (Massachusetts Teknoloji Kurumu) çalışması, öğrencilerin akademik çalışmalarını kurs toplantısı zamanının ötesinde hızla uzattığını göstermiştir (bkz. Şekil 2).

Ve Steve Ehrmann tarafından yürütülen birçok atölye çalışmasında, öğretim üyelerinden ve yöneticilerden, üniversite yıllarının en önemli öğrenme deneyimlerini tanımlamaları istendiğinde, katılımcılar nadiren sınıflardan bahsetmişlerdir. Bunun yerine daha çok kampüs dışından ve diğer alanlardan konuşmuşlardır. Ancak sorumuz, “Üniversitede önemli olan bir öğrenmeyi desteklemek için ne tür sınıf tasarımları daha iyi olabilir?”dir. Özet kısmında geleceğin sınıflarını hayal etmek için bu dört fikir kullanışlı olabilir;

1. ‘Yaparak öğrenme’ konuları

2. Bağlamla (İçerik – müfredat) ilgili konular

3. Etkileşimle ilgili konular

4. Öğrenme konularının yerleri

Sınırların Dışına Çıkmak (Öğrenme için tasarlanmış sınıflar)

Sınıflar etkili öğrenmenin faaliyetlerini desteklemelidir: yani, yerleşik, işbirlikçi ve aktif öğrenme. Peki, bu tarz alanlar nasıl görünebilir? Böyle bir alan daha önce hiç görünmüş müdür?

Mesleki Eğitimi Oluşturan Binalar

1990'ların sonlarında, MIT'deki Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü, yirminci yüzyılın başlarında bir binada yirmi birinci yüzyılın konusunu öğretme sorunuyla karşı karşıya kaldı. Çürüyen fiziksel alan hakkında bir şeyler yapma talebi arttıkça, yeni bir çağ için yeni bir müfredata değinme ihtiyacı da artmıştı. Değişimi motive etmek için kendini koruma hissiyatı gibisi yoktur. Bu durumda, kayıtların azalması da bölüm üzerinde farklı bir şey yapmaları için baskı oluşturdu. Neyse ki, belki de katalitik olarak, büyük bir demografik balon (Öğrenci sayısındaki artış), bölüm fakültesinin mevcudunda önemli bir artışa neden oldu ve bu zor geçiş sürecinde fakülteye önderlik etmek üzere genç bir bölüm başkanı atandı.

Bölüm, ‘’Kavrama, Tasarım, Uygulama ve İşletim(CDIO)’’ sistemleri ve ürünlerinin, etkileşimli bir öğrenme çerçevesinde oluşturulmuş olan temel mühendislik ilkelerini temel kabul eden bir müfredat modeli geliştirmiştir. Çağdaş bir mühendis için gerekli olan yetenekleri tanımlamak için yapısal bir yaklaşım kullanarak, CDIO'ya “müfredat” sağlamak için bir “gereksinimler belgesi” oluşturulmuştur. Bu atölye laboratuvar-sınıf ortamını oluşturmak için temel oldu. 
Yeni öğrenme alanlarının tasarımında kritik bir unsur, değişim için tasarım yapma gereğidir. CDIO müfredat alanı inşa edildiğinden bu yana geçen yıllar boyunca ölçülen kullanım şekilleri öğrencilerin her zaman yeni olanakları fakültenin hayal ettiği gibi kullanmadığını göstermiştir. Bölüm, öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından uygulanan müfredata en iyi şekilde uyması için alanlarını uyarlamaya devam ediyor.
Öncü Öğrenme Alanları Oluşturma
Aktiviteler ve binalar
Yeni tür öğrenme alanları oluşturmak için, planlama ekibinin üyelerinin etkinlikleri ve tesisleri yeterince canlı bir şekilde (ziyaretler, videolar, açıklamalar, destekleyici araştırmalar aracılığıyla) öngörebilmeleri gerekir. Bu tür faaliyetler ve tesisler iki düzeyde tanımlanmalıdır: (1) “temel faaliyetler”, yani insanların bir andan diğer anına gerçekleştirdiği eylemler (örneğin, konuşma ve duyma); ve (2) “program niteliğinde faaliyetler”, yani faaliyet programları (örneğin bir mühendislik öğrencisinin tekrar tekrar beyin fırtınası yapması, mühendislik tasarımı yapması, tasarlananı inşa etmesi ve inşa edilenleri test etmesi). 
Bir ankette, odak grup ya da mülakatta,  akademisyen ve öğrencilere, yeni öğrenme alanının aşağıdaki özelliklerinden her birinin göreceli olarak önemi sorulmalıdır.

· Temel bilgi işlem / bağlantı kullanımını mümkün kılmak

· Büyük bir sınıftaki öğrencinin bir görüntüyü veya imgeyi işaret etmesini, “karşılaştırmayı ve zıtlaştırmayı” veya bir soru sormayı da içererek, öğrencinin veya öğretmenin bilgileri kolayca keşfetmesini, almasını ve görüntülemesini sağlamak

· Katılımcıların duymasını ve konuşabilmesini sağlamak

· Katılımcıların birbirlerinin yüzlerini görmelerine olanak sağlamak

· Öğretim üyelerinin, öğretimin düzeltilmesi için öğrencilerin düşüncelerindeki kalıpları bulmalarını sağlamak

· Katılımcıların daha önceki sınıf konuşmalarını gözden geçirmelerini sağlamak

· Ders süresince katılımcıların birbirleriyle konuşabilmelerini mümkün kılmak

· Genel formattan küçük grup çalışmasına geçişi sağlamak ve geri dönmek

· Harici uzmanlardan yararlanabilmeyi sağlamak

· Katılımcıların birbirlerini öğrenme kaynağı olarak kullanmalarını sağlamak

· Akademisyen ve öğrencilerin sınıfı kolaylıkla kullanabilmelerini sağlamak

· Katılımcıların, kurs etkinliği dışında kendiliğinden etkileşim kurmalarını sağlamak

· Katılımcıların ders sırasında ve dersler arasında büyük ya da kıymetli materyallerini güvenli bir şekilde muhafaza edebilmelerini sağlama

Bu temel faaliyetler grubunun tamamlanması program niteliğindeki önceliklerdir.

Ancak, kurum çok çeşitli alanlarda hizmet veren esnek tesisler isterse? Hangi başlangıç ​​yeri öncü fiziksel ve sanal öğrenme alanlarının tartışılmasını kolaylaştırabilir? Amerikan Kolejleri ve Üniversiteler Birliği tarafından geliştirilen ve liberal bir eğitimin beş tanımlayıcı sonucunu tanımlayan hesap verebilirlik çerçevesinde iyi bir başlangıç ​​bulunabilir:

1. Çok çeşitli alanlarda, ortamlarda ve medyada öğrenme yoluyla ve bir veya daha fazla konsantrasyon alanındaki ileri düzey çalışmalar yoluyla elde edilen ve gösterilen güçlü analitik, iletişim, nicel ve bilgi becerileri

2. Öğrencileri, doğa bilimlerini temel alan sorgulamalara ve kavramlara dâhil ederek, kavramsal bilgileri geliştiren çalışmalar neticesinde elde edilen doğal, sosyal ve kültürel alanları keşfeden disiplinlerin deneyimleri, bilimler, beşeri ilimler ve sanat

3. Öğrencilerin sosyal ve toplumsal bağlamlarda kendi rollerini ve sorumluluklarını düşünerek elde ettikleri disiplin ve özgüven

4. Kültürlerarası bilgi ve işbirlikçi problem çözme becerileri, öğrencileri hem demokratik vatandaşlık hem de iş için hazırlayan çeşitli işbirlikçi bağlamlar

5. Bütünleştirici düşünmeyi teşvik eden zihin alışkanlıkları ve becerileri ve bilgiyi bir ortamdan diğerine aktarma becerisi

Yani Tüm bunlara bakıldığında geleceğin sınıf ortamları, teknoloji ile eğitimin iç içe olduğu, yenilikleri sürekli takip eden ama bunun yanında kültürel normların devamını koruyan, eğitmen/akademisyen/öğretmen ve öğrencilerin rahat ettiği, karşılıklı iletişimin ve etkileşimin güçlü olduğu, sorgulama ve yaparak – yaşayarak öğrenme metotlarının rahatlıkla uygulanabileceği, klasik oturma düzeninin aksine öğrencilerin ve akademisyenlerin birbirlerinin yüzlerini görebileceği, sürekli iletişime açık olunan ve öğrencilerinin birbirlerini birer öğrenme kaynağı gibi görebildiği ortamlar olmalıdır.

20 görüntüleme