• Mahmut Uzun

Öğrenci Başarısını En Üst Seviyeye Ulaştırabilmek İçin Sınıfları Dizayn Etmek


Sapna Cheryan, Sianna A. Ziegler, Victoria C. Plaut,

and Andrew N. Meltzoff


Özet


Öğrenci başarısını artırmak ulusumuzun rekabetçi yapısı gereği hayati öneme sahiptir. Bilimsel araştırmalar sınıfların fiziksel ortamlarının öğrencilerin başarısını nasıl etkilediklerini açıkça göstermektedir. İki husus burada çok önemlidir; birincisi, binaların yapılış tarzları ve mimarisi öğrenmeyi dolaylı olarak etkilemektedir. Öyle ki, yetersiz ışıklandırma, gürültü, kötü hava ve sınıflardaki yetersiz ısıtma öğrenci başarısızlıklarıyla büyük ölçüde ilgilidir. Amerika’daki okulların yarısından fazlası yapısal olarak yetersiz binalarda eğitim vermektedir ve farklı renklerden ve düşük gelir gruplarından öğrencilerin yapısal olarak yetersiz olan bu okullara gitme ihtimalleri de oldukça yüksektir. İkincisi, bilimsel araştırmalar, bir sınıftaki nesnelerin ve duvar dekoru gibi simgesel özelliklerin bile, öğrencinin öğrenmesini ve bu ortamdaki başarısını etkilemede beklenmedik bir şekilde ne kadar önemli olabildiğini ortaya koymaktadır. Semboller, öğrencilere onların değerli birer öğrenci olup olmadıklarını ve kendilerini ait hissettikleri sınıfın içinde olup olmadıklarını gösterir ve onların eğitim tercihleri ve başarıları için çok geniş kapsamlı sonuçlar verebilir. Biz bu çalışmamızda bilimsel bulguların sonuçlarını ana hatlarıyla belirtecek ve özellikle en savunmasız diyebileceğimiz öğrenciler için, öğrenci başarısını artırabilecek sınıfların tasarımında kritik özelliklerden bahsedeceğiz.


Giriş

Amerikalı öğrenciler, anaokulundan 12. sınıfa kadar bir okul binasında hayatlarının ortalama 11.700 saatini (Hull ve Newport, 2011) ve üniversite öğrencileri de genellikle lise sonrası eğitim binalarında en az 400 saatlerini geçirirler (Wellman ve Ehrlich, 2003). Büyüyen bir bilimsel çalışma silsilesi, sınıfların fiziksel koşullarının öğrencilerin akademik performansları üzerindeki önemli ve bazen şaşırtıcı olan etkilerini ortaya çıkarmıştır. Kanıtlar, sınıfların yapısal özelliklerinin (örneğin, gürültü, aydınlatma) ve simgesel özelliklerin (örneğin, sınıfça sahiplenilen herhangi bir şey) öğrencilerin öğrenmesini ve başarısını ya kolaylaştıracağını ya da engelleyebileceğini göstermektedir. Sınıf ortamlarındaki değişiklikleri göz önüne alırken, politika yapıcılar hem birçok ABD okulunun yetersiz olanaklarını hem de öğrencilerin tam potansiyellerine ulaşmalarını engelleyebilecek yönleri düşünmek isteyebilirler.

Sınıfın Yapısal Ortamı

Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi’ne göre (Alexander & Lewis, 2014), Amerikan devlet okullarının yarısından fazlası okul binalarını daha iyi bir hale getirebilmek için harcama yapılması gerektiğini rapor etmiştir. En çok rapor edilen yapısal yetersizlikler, pencereler, su tesisatı, ısı ayarı / havalandırmadan oluşmaktadır. Çocukların daha yoğun olduğu ve ücretsiz ya da kısıtlı öğle yemeği hizmeti veren okullar yapısal yetersizlikleri bildirmekte daha ön plandadırlar. Öğrencilerin sosyoekonomik durumlarını ve ırk yapılarını dikkate alırken bile (istatistiksel olarak kontrol ederek) okulların yetersiz fiziksel yapıları, kötü test puanlarıyla doğrudan ilişkilendirilmektedir (Crampton, 2009; Durán-Narucki, 2008; Lewis, 2001; Tanner, 2008). Bir çalışma, Wyoming'deki öğrencilerin performansı ile yapısal koşullar arasındaki bu ilişkiyi bulamadı (Picus, Marion, Calvo ve Glenn, 2005); ancak, bunun nedeni yapısal koşulların değerlendirilme şekli olabilir. Bir binanın yapısal koşullarının eğitime ne kadar faydalı olduğu, o binanın mühendislik nazarında ne kadar iyi olduğu ölçeğinden çok daha önemlidir.

Sonraki bölümlerde, ışıklandırma ve akustik gibi sınıfların yapısal yönlerinin öğrencilerin etkili bir şekilde öğrenme yeteneklerini nasıl etkilediğini gösteren daha ayrıntılı kanıtlar gözden geçirilecektir. Ayrıca, Amerika’daki sınıfların önemli bir kısmı şu anda asgari yapısal kalite standartlarını dahi karşılamamaktadır. Her yapısal durum için, kanıtlar eleştirel bir bakış açısıyla incelendi ve ilgili durumlarda istisnalar veya başka hususlar not edildi. Aksi belirtilmedikçe tüm çalışmalar ABD'de yapıldı.


Işıklandırma


Sınıflarında daha fazla ışığa (gün ışığı gibi) maruz kalan öğrenciler, sınıflarında daha az ışığa maruz kalan öğrencilere göre daha iyi performans göstermektedirler. (Edward & Torcelli, 2002; Tanner, 2008) California, Washington ve Colorado’da 2000 kadar sınıfla gerçekleştirilen bir çalışmada, sosyoekonomik durum ve ırk gibi öğrenci nüfus özelliklerini istatistiksel olarak kontrol ettikten sonra bile (Heschong Mahone Group, 1999), sınıflarında daha fazla oranda gün ışığına maruz kalan öğrenciler, sınıflarında daha az oranda gün ışığına maruz kalan öğrencilere göre daha iyi matematik ve okuma testi sonuçları almışlardır (okulun bölgesine göre %2 - %26 daha yüksek). Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi’ne göre (Alexander & Lewis, 2014), kalıcı binalara sahip okulların %16’sı ve geçici binalara sahip okulların %28’i yetersiz ya da çok yetersiz ışıklandırma olanaklarına sahiptir. Sınıflara daha fazla gün ışığı eklemek yararlı olsa da, görsel rahatsızlık ve sıcaklık artışlarından sakınmak için bu dikkatle yapılmalıdır (Benya, 2001).


Akustik


Dışardan gelen aşırı gürültü eğitimi kısıtlar (Klatte, Bergstroem, & Lachmann, 2013). Sınıfları etkileyen gürültünün kaynağı değişken olabilir, ancak yaygın olarak ısıtma ve havalandırma üniteleri, (ABD Mimari Ulaştırma Engelleri Uyum Kurulu, 2002), uçak uçuş güzergâhlarına

yakın olunması (Evans ve Maxwell, 1997) ve karayolu trafiğinden oluşmaktadır (Woolner, Hall, Higgins, McCaughey, & Wall, 2007).

Dışardan gelen aşırı gürültülere maruz kalan sınıflarda, daha öz öğrenci başarısı görülmesi daha yüksek olasılıktadır. Örneğin bir çalışmada demografik faktörlerle (hane halkı geliri gibi) eşleştirilmiş iki okuldaki öğrencilerin okuma testi sonuçları kıyaslanmıştır. Okullardan biri çok sessiz ve sakin bir bölgedeyken diğeri önemli bir havalimanına komşu konumdadır. Havalimanına komşu okuldaki öğrenciler, sessiz bölgedeki okulun öğrencilerine göre oldukça kötü sonuçlar almışlardır (Evans, Maxwell, 1997). Deneysel bir çalışmada, İsveç’teki 12 – 14 yaşındaki öğrenciler havalimanı, trafik, tren ve konuşma gibi 4 temel gürültü kaynağından birini barındıran bir yerde ya da tamamen sessiz bir ortamda, dünya kültürleri hakkında okuma yapmak için ödevlendirildi. Öğrenciler, bir sonraki okuduğunu anlama testinde, uçak veya karayolu trafiği gürültüsüne maruz kaldıklarında, gürültüsüz ortamda girdikleri okuma testine göre çok daha kötü performans gösterdiler. Tren gürültüsü ve sözel gürültü bu çalışmada okuduğunu anlamayı engellememiştir (Hygge, 2003; ayrıca Dockrell ve Shield, 2006). Amerika’da kalıcı binaya sahip okulların %14’ü ve geçici binaya sahip okulların %21’i akustik olanaklarını ya yetersiz ya da çok yetersiz olarak rapor etmişlerdir. Sınıf gürültüsü işitme kaybı veya dikkat eksikliği olan öğrenciler için daha ciddi bir endişe kaynağıdır (ABD Mimari Ulaşım Engelleri Uyum Kurulu, 2002).


Sıcaklık (Isıtma)


Öğrenme için en uygun sıcaklık aralığı 20 derece ile 23 derece arasındadır (Earthman, 2004; ayrıca bkz. Huffman ve diğerleri, 2003; McGuffey, 1982). Sıcaklığın öğrenme üzerindeki etkilerinin incelendiği bir deneyde, erkek lisans öğrencileri kelime eşleştirme testinde, bu kelime eşleştirmelerini 22 derece sıcaklıkta öğrendikleri zaman, en iyi sonuçları elde etmişlerdir ancak sıcaklık arttığında elde edilen başarı da önemli ölçüde azalmıştır. Isıtma, kalıcı binalara sahip Amerika devlet okullarının % 14'ü ve geçici binalara sahip ABD devlet okullarının % 12'si için yetersiz veya çok yetersiz olarak bildirilmektedir (Alexander ve Lewis, 2014).


Hava Kalitesi


Düşük kalitede havaya maruz kalma, öğrenci katılımının azalmasına neden olmaktadır ve öğretmenlerin mesleki yeteneklerini kısıtlamaktadır (Schneider, 2002). Farklı renkten ve düşük gelirli öğrencilere hizmet veren okulların orantısız bir şekilde düşük hava kalitesine sahip olmaları olasılığı daha yüksektir (Genel Muhasebe Ofisi, 1996). Amerika’da kalıcı binalara sahip devlet okullarının %9’unda ve geçici binalara sahip devlet okullarının da %16’sında maruz kalınan hava kalitesi yetersiz ya da çok yetersiz olarak bildirilmektedir (Alexander & Lewis, 2014)


Ulaşılabilirlik


Yeterli yapısal kalitenin sağlanması tüm öğrenciler için önemlidir ve özellikle engelli öğrenciler için ayrıca önem teşkil etmektedir. Örneğin, işitme kaybı bulunan öğrenciler öğretmenlerinin sözlerini arka plandaki gürültülerden ayırt etmede nispeten daha fazla zorluk çekebilmektedirler. Sınıfların fiziksel ortamını yeniden düzenleyen bir çalışma (oturma düzenleri, görsel uyarlama ve sınıf tertibatı gibi) hangi faktörün fark oluşturduğu tam olarak anlaşılamamasına rağmen, işitme engeli olan ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerin derslere katılımını artırdı (Guardina & Antina, 2012). Bu yapısal özelliklere ek olarak, rampaların, asansörlerin ve otomatik kapı açıcılarının yanı sıra masa, sandalye ve fiziksel engelli öğrencilere uygun diğer nesnelerin bulunmaması da sınıf etkinliklerine katılma yeteneklerini sınırlamaktadır (Hemmingson & Borell, 2002). Yapısal engeller ve yardımcı teknolojilerin eksikliği, kolej ve üniversitelerde ve K-12 ortamlarında fiziksel engelli öğrencilerin erişilebilirliğini ve katılımını engellemektedir (Dudgeon, Massagli ve Ross, 1997; West ve diğerleri, 1993). Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da yapılan bir ankette, ilk ve ortaokulda öğrenim gören engelli çocukların ebeveynleri, okullardaki yapısal yetersizliklerden dolayı çocuklarının okula devam etmede fiziksel engeli olmayan öğrencilere göre daha olduklarını belirtmişlerdir. (Coster ve diğerleri, 2013).


Özet


Birçok çalışma, fiziksel altyapının kalitesi ile öğrenci başarısı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Sınıf çalışmalarının çoğunun, öğrencileri yapısal olarak farklı okullara veya sınıflara rastgele atamak yerine, ilgileşim yöntemleri kullandığını unutmayın. İlgileşim nedensellik değildir. Bununla birlikte, belirtildiği gibi, laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneysel çalışmalar da benzer şekilde ortalamanın altındaki yapısal koşulların (örneğin gürültü, ısıtma) bilişsel performansta azalmaya neden olduğunu göstermiştir. Birlikte ele alındığında, bu sonuçlar güçlü bir şekilde ortalamanın altındaki bina ve sınıflarda yapılacak iyileştirmelerin öğrencilerin öğrenmesini ve başarısını artırabileceğini kuvvetle önermektedir.


Sınıfın Simgesel Ortamı


Okullar minimum düzeyde istenen yapısal yeterliliğe ulaştıklarında, öğrenciler başarı için kendilerine gereken her şeyi elde etmiş olacaklar mıdır? Psikoloji ve eğitim alanındaki çalışmalar, simgesel sınıf olarak adlandırdığımız çevresel özelliklerin önemini göstermiştir. Bu simgeler duvarların dekoru ya da sınıfta mevcut bulunan başka bazı şeyler olabilir. Önemsiz detaylardan uzak olan bu özellikler, sınıf kültürünü güçlü bir şekilde etkiler. Bir sınıfta mevcut olan nesneler öğrencilerin performanslarını etkiler ve isteklerini şekillendirir (Fisher, Godwin ve Seltman, 2014), bu nedenle öğretmenlerin yıllarca sınıflarda devlet başkanlarının, mucitlerin ve düşünce liderlerinin resimlerini sergilemesinin nedeni budur. Son dönemdeki deneysel çalışmalar bu tür gösterimlerin tarihsel olarak yeterince temsil edilmeyen bölgelerden öğrencileri ince ve önemli şekillerde etkilediğini göstermektedir (Rivlin ve Weinstein, 1984; Weinstein ve Woolfolk, 1981). Farklı renkten öğrencilere ve kız öğrencilere yönelik oluşturulmuş ırk veya cinsiyetlerine göre değerlendirilebileceklerini bildiren kısa ve

ince mesajlar bile onların ait oldukları ırk ya da cinsiyete yönelik olumsuz önyargıları kabullenme ihtimallerini artırıp, sınavlarında çok daha kötü performanslar göstermelerine neden olabilir. Ancak öğretmenler ve görevliler, nispeten kolay bir şekilde simgesel bir sınıf ortamı oluşturabilirler. Simgesel sınıflarda yapılan küçük değişiklikler, tüm öğrencilerin öğrenme çıktılarını iyileştirebilir ve ırk ve cinsiyet kazanımlarındaki boşlukları azaltmaya yardımcı olabilir. Bu “güvenli” sınıf içerikleri sınırlı kaynaklarla bile oluşturulabilir. Bir dördüncü sınıf dersine yapılan müdahale, sembolik sınıfın önemini ortaya koymaktadır (Guardino ve Fullerton, 2011). Fikir sahipleri, bireysel ve grup çalışması için farklı alanlar oluşturmak maksadıyla masaları yeniden düzenledi, bitkileri ve ilham verici posterleri ekledi ve onları daha kolay erişilebilir hale getirmek için yeniden tertiplediler. Bu değişikliklerin yapılması sadece birkaç saat sürdü, ancak bu müdahaleyi takiben öğrencilerin derslere katılımında sürekli iyileşmeler ve kötü davranışlarında da azalmalar görüldü. Sonraki bölümlerde, öğrencilerin etkili bir şekilde öğrenme becerilerini etkileyen, sınıf düzeni ve dekor da dâhil olmak üzere sınıfların belirli simgesel yönleri tartışılmaktadır.


Sınıf Düzeni


Sınıftaki mobilyaların düzeni öğrencilerin kendilerini nasıl rahat hissettiklerini, diğer öğrencilerle ve öğretmenleriyle olan etkileşimlerini doğrudan etkilemektedir. (Burgess & Kaya, 2007; Martin, 2002). Farklı düzenlemeler farklı nitelikte insanları bu amaçlara ulaştırabilir. Örneğin, 900'den fazla üniversite öğrencisine uygulanan bir ankette kadınlar, küme halinde veya sıralı bir şekilde düzenlenmiş masaların bulunduğu sınıflarda daha rahat hissettiklerini bildirdi (Burgess ve Kaya, 2007). Bununla birlikte, küme düzeni ayrıca daha yıkıcı ve ders dışı davranışlara yol açabilir (Hastings ve Schwieso, 1995); bu nedenle, derslerin bağlamları - içerikleri ve kazanım hedefleri, en uygun oturma düzenlemelerinin seçilmesindeki önemli hususlardır (Wannarka ve Ruhl, 2008).


Nesneler ve Dekor


Bir okulda veya sınıfta mevcut bulunan günlük nesneler öğretimle ilgisiz olduklarında zararlı olabilirler. Bir çalışmada, anaokulu öğrencileri pek çok afiş bulunan veya herhangi bir afiş bulunmayan sınıflara, basit seviye fen derslerini öğrenmek üzere rastgele yerleştirildiler. Afiş bulunan sınıftaki öğrenciler, alıştırma kâğıtlarında, herhangi bir afiş bulunmayan sınıftaki öğrencilere göre daha fazla dikkati dağılmış ve daha kötü performans göstermiştir (Fisher ve diğerleri, 2014). Daha fazla araştırma, duvar süslemelerindeki en doğru oranı ve bu süslemelerin çocukların yaşlarına uyarlanmalarını anlamada yardımcı olabilir.

Bir sınıfa bir nesne koymak, öğrencilerin performanslarını olumlu bir şekilde etkileyebilir. Bir çalışmada kız ve erkek öğrenciler Bill Clinton, Hillary Clinton ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in fotoğraflarının olduğu ya da arka planda herhangi bir fotoğrafın olmadığı bir sanal gerçeklik sınıfında dinleyicilerin önünde ikna edici bir konuşma yapmaları için rastgele seçildiler. Sınıfta eski Başkan Clinton’un fotoğrafı varken ya da fotoğrafsız olduğunda, erkekler önemli ölçüde daha uzun ve kadınlardan daha iyi olarak değerlendirilen konuşmalar yaptılar. Bununla birlikte, Hillary Clinton veya Angela Merkel'in bir fotoğrafı gösterildiğinde, konuşma uzunluğu ve kalitesindeki cinsiyet farklılıkları ortadan kaldırılmıştır. Kadın lider fotoğraflarının varlığı, erkeklerin konuşma zamanında veya performansında olumsuz bir etki oluşturmadan kadınların konuşma süresini ve performansını arttırdı (Latu, Mast, Lammers ve Bombari, 2013).

Ortamdaki nesneler, ayrıca öğrencilerin eğitime yönelik ilgilerini ve tercihlerini de

etkileyebilir. Klişeleşmiş eril nesneler sınıftaki birçok kız öğrencinin kariyer yönelimlerini

baltalayabilmektedir (Cheryan, Plaut, Davies ve Steele, 2009). Star Wars ya da Star Trek gibi

ögelerin gösterildiği bilgisayar derslerinde erkek öğrencilerin başarısı kız öğrencilere göre

daha yüksek gerçekleşmiştir.

Kalıplaşmış nesneler neden kadınları bilgisayar bilimlerinden uzaklaştırdı? Ortamdaki

nesneler kimin kendisini ‘o ortama’ ait hissettiklerini gösterirler. Bir takip çalışması,

kadınların çoğunluğunun klişeleşmemiş bir ortamı klişeleşmiş ortamlara tercih ettiğini ortaya

koydu, hatta kadınlar, her iki ortamın (klişeleşmiş – klişeleşmemiş) da kullanıcıları olsalar

bile, sadece kızların olduğu bir sınıfa veya okula sahip olmanın, kız öğrencilerde kendilerini o

ortama ait hissetme etkisi olacağını garanti edilemeyeceğini öne sürüyorlardı. Kendilerine bir

ortama ait hissetmek için, öğrenciler aynı zamanda genellikle bir alanda yaşamış ya da bir tür

kariyer peşinde görünen diğer insanlarla da ilişki kurabilmelidir. Nesneler bu aidiyet

duygusunu şekillendirir.


Sanal Sınıflar


Çevrimiçi eğitimin popülaritesi artmaya devam ettikçe (Lederman, 2014), sanal öğrenme

ortamlarının tasarımına daha fazla dikkat edilmektedir. Bir ortamda fiziksel olarak mevcut

bulunan nesnelerin etkilerine odaklanmış olsak da, sanal ortamlarda da nesneler önemlidir

(Latu et al., 2013). Klişeleşmiş bilgisayar bilimi nesnelerine sahip sanal bilgisayar bilimi

sınıfları, tıpkı gerçek sınıflardaki klişeleşmiş nesnelerin yaptığı gibi, kadınların bilgisayar

bilimlerine olan ilgisini ve “ait olma” hissini azalttı. Basmakalıp nesnelerin basmakalıp

olmayanlarla değiştirilmesi, kız öğrencilerin ilgisini etkili bir şekilde arttırdı (Cheryan,

Meltzoff ve Kim, 2011). Sanal sınıf ortamlarının kullanımı artmaya devam ederken, bu

alanların tüm öğrencileri kucaklayan sanal bir sınıf kültürü oluşturulması hususunda nasıl

tasarlandığına dikkat edilmelidir.

Faydalı Bir Örnek: Washington Üniversitesi Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği (UW CSE)

Basmakalıp araştırmaları öğrendikten sonra UW CSE departmanı, 2010 yılında öğrencilerine

daha sıcak bir ortam sağlamak için bilgisayar laboratuvarlarını yeniden tasarladı.

Duvarları yeniden boyamak ve doğa afişlerini asmak gibi değişiklikler nispeten ucuzdu ve uygulanması 2 haftadan az sürdü. Bu yeni modelin amacı, sıcak ve çekici bir çalışma alanı yaratmak ve departman ile alanın herkese açık olduğunu bildirmekti. Öğrencilerden ve öğretim üyelerinden gelen geri bildirimler bu çabaların başarılı olduğunu gösteriyordu. Öğrenciler bu yeni ortamı benimsediler ve bölümün insan odaklı yeni yapısını daha iyi ilettiğini hissettiler.

Üniversitedeki bir eğitim ortamında yapılan bu ufak değişiklikler bile öğrenci başarısında oldukça etkili olabilmektedir. Bu gibi örnekler, daha alt kademedeki okullarda ve öğrenme ortamlarında, öğrencilerin ihtiyaçlarını, seviyelerini ve bireysel farklılıklarını göz önüne alarak, onları eğitsel ve kültürel anlamda tamamlayabilecek eğitim – öğretim ortamları için mevcut ortamlarında değişiklik yapmamızda bizi cesaretlendirebilir. İyi niyet her zaman karşılık bulacaktır.